Recommended Post Slide Out For Blogger

3 Aralık 2014 Çarşamba

Petras; ABD, petrol fiyatlarını düşürerek ekonomik yıkım yaratmayı amaçlıyor



Şilili gazeteci Efrain Chury Iribarne Radio Centenario için yazar James Petras'la yaptığı haftalık 'olağan' görüşmesinin temaları; Türkiye'nin IŞİD'a verdiği destek, petrol fiyatlarındaki düşüş ve Kolombiya'da FARC'ın serbest bıraktığı rehineler. Petrol fiyatlarındaki düşüşü, (Bkz. Petrol fiyatlarındaki düşüşe dair Mahfi Eğilmezi'in analizi.) ABD'nin  başta Venezuela, Rusya ve Çin olmak üzere gelişmekte olan ülke ekonomilerini zarara uğratma hamlesi olarak değerlendiren Petras'ın bu konuyla bağlantılı olarak devletlerin uluslararası bankalara olan borçlarına da dikkat çekiyor olması önemli.


Efrain Chury Iribarne:  ABD'de olan James Petras'ı selamlayarak haftalık sohbetimize başlıyoruz.  Nasılsınız, şu an Uruguay'daki seçimler de bitti. 

James Petras: Teşekkürler iyiym, bana göre herşey aynı, dahası seçimlerle birlikte kötüye gidiş olacak. Wall Street, Finnacial Times gibi muhafazakar basın Tabare Vazguez'in Uruguay'daki seçimleri kazanmış olmasına dair eleştiriye yer vermediler ve köşe yazarlarına göre 'sorumluluk sahibi sol' seçimi kazandı.
Pekala, üzerine çalıştığınız konularla sohbetimize başlayalım. 
Almanya'da yayınlanan ve Türk hükümetinin IŞİD teröristleriyle işbirliğine dair videoları seyrettim. Videoda yüzlerce mühimmat yüklü kamyonun sınırdan geçirildiği gösteriliyordu. Açık olan şu ki; Türkiye, bir yandan teröristleri eleştirirken diğer yandan silah desteği de vererek ikili bir oyun oynuyor. Burada Türkiye'nin NATO üyesi olduğunu, onların ikili oyununa sadık kalması gerektiğini diğer yandan da teröristlerin konumunu korumak için destek verdiğini düşünmek gerekir. Sonuçta batı dünyası bir yandan IŞİD'la mücadeleye girişirken oyun içerisinde olduğunu ve sonuçta olası yıkımın mağdurlarının Suriye halkı olacağını not etmek gerekiyor.

İkinci ilgi alanım, FARC'ın General Alzate ve yanındakileri serbest bırakmasına dair haberler oldu. (FARC 16 kasım tarihinde general ve yanındaki 5 kişiyi ülkenin kuzeydoğusunda rehin almıştı.) Bence burada çift tarflı ateşkes anlaşması ve hala cezaevinde bulunan on bin politik tutuklu konusunda Santos hükümetinin aktif tutum alamaması etkili oldu. Buradaki temel soru, neden FARC'ın ateşkes ve de özellikle tutsaklara sağlık yardımı yapılması konusundaki ısrarlarına hükümetin cevap vermediğidir. General Alzate, savaş yanlısı ve şimdi serbest bırakıldı bu da savaşın devamını isteyenlere karşıt gerillanın yetersiz kaldığının işaretidir.


İlgilendiğim üçüncü konu petrol fiyatlarındaki düşüş. ABD ve Suudi Arabistan petrol fiyatlarını aşağıya çekerek Venezuela, İran ve Rusya gibi üç büyük petrol üreticisi ülkeye zarar vermek istiyor. Fyatlarda yüzde 40'a varan düşüş, korkunç sonuçlar doğurabilir, bahsettiğim ülkeler içerisinde Venezuela dengeyi kurmak için farklı arayışlara girmeye çalışıyor, diğer yandan ülkede devlet bonolarında yüzde 18 dolayında artışı da harcamaların artışını etkileyecektir. Devlet bonoları karşısında ülkelerin durumununa dair kritik gelişme Brezilya'da da yaşanıyor, 14 milyon dolarlık devlet tahvilinin sahibi Londra ve New York'taki bankalar. Yine Uruguay, devlet tahvillerine sahip bankerler karşısında hükümet denge arayışı içerisinde ama seçim kampanyalarında bu konunun hiç bahsi geçmedi.

ABD'nin bu olası yıkımdan medet umduğunu mu düşünüyorsunuz? 


Evet, ABD'nin elindeki enstürmanlar Venezuela, İran ve Rusya gibi ekonomileri yıkıma uğratma konusunda yeterli düzeyde. ABD ve Suudi Arabistan, aynı oyunun içinde Suudi Arabistan'ın asıl derdi ise İran. Petrol fiyatlarındaki bu oyun gelişmekte olan ülkelere de zarar verecektir.

2 Aralık 2014 Salı

Meryem Kobane; Zihinlerde bir devrim gerçekleştirdik

İspanyol gazeteciler Jose Miguel Arrugaeta ve Orsolo Casagrande, YPG (Halk Savunma Güçleri)- YPJ (Kadın Savunma Güçleri) komutanlarından Meryem Kobane'yle görüşmüş, röportajı paylaşıyorum.

IŞİD'in Kobane'de inisiyatifi kaybettiği söyleniyor bu doğru mu? 

Sanırım IŞİD'in asıl niyeti olan Kobane ve çevresini işgal etme planı gerçekleşmedi, YPG- YPJ savaşçılarının cesaret dolu mücadelesiyle cihatçılar kentten adım adım geri çekilmek zorunda kaldı. Onların temel stratejisi, YPG'yi elimine ederek, kent merkezine girmekti bunu başaramadılar.

IŞİD'in saldırılarına karşı nasıl bir direniş örgütlendi? 

Cihatçılar kent merkezine yönelmeye başlayınca kuvvetlerimiz sokak sokak savaşmaya başladı, ilk saldırılar bertaraf edildikten sonra dağılmaya başladılar ve o anda geriye yalnızca propogandif faaliyetleri kaldı. Yenilgiyi hiçbir zaman kabul etmedik, sokak sokak, ev ev birbirine güvenen insanlar muazzam bir savunma örneği gösterdi.

Irak Kürdistan'ından Peşmergelerin gelişi Kürtler arasında birliğin bir işareti mi, bu işbirliği daha ilerilere taşınacak mı?

Milislerimizle, Peşmergelerin işbirliğine karşı değiliz, uzun zamandı Kürt halkının ortak savunma gücünü oluşturması konusunda çalışıyorduk zaten, bizim için yalnız Peşmergelerle değil bölgedeki diğer Kürt güçleryle de işbirliği önemli. 

IŞİD'la, Türk hükümetinin işbirliği hakkında ne düşünüyorsunuz? 


Türk devletinin İŞİD'e verdiği destek önceki dönemlerde olduğu gibi devam ediyor,  Tel Abyad ve Jarablus'da cihatçıların çeşitli taktiklerle yardım gördüğüne gelip buradan da tanık olabilirsiniz. Türk hükümetinin tarzı hiç değişmedi, IŞİD militanlarının sınırdan geçişinde sorun çıkarmadılar.


ABD, IŞİD'a karşı uzun sürecek bir savaştan bahsediyor ama Kobane'de IŞİD'in pozisyonunu ayrı bir yere koyuyorlarmış gibi, size göre ABD'nin bu niyeti Ortadoğu'nun işgalinin bir parçası olarak değerlendirilenebilir mi? 

Ortadoğu'da yaşayan halkların farklılıkları görülüp, ihtiyaçlarına cevap verilse uluslararası güçlerin bir işgale gereksinimi kalmaz. Bölgede yaşayan halklar kendilerini yönetme kapasitesine sahip ve biz insan hakları temelinde uluslararası işbirliğine açık olduğumuzu beyan ediyoruz. IŞİD yalnızca kadınlar içn değil bölgede farklı yaşama arzusunda olan herkes için bir tehlikedir, bu yüzden mücadelemize devam etmek zorundayız. 

Kobane'deki direniş ve çatışmalardan ne gibi dersler çıkarılmalı? 

 İlk dersi IŞİD aldı, bölgedeki diğer şehirleri kolaylıkla ele geçirmişken Kobane'de bunu başaramadılar. Jarablus ya da Rakka'da bir bombalı araç patlattıktan sonra bölgeyi işgal etmeyi başarmışlardı mesela, keza, Ayn Isse'yi de birkaç saat içinde Suriye ordusundan geri aldılar. İkinci dersi kendimize ve Ortadoğu'nun diğer halklarına çıkarıyoruz; kendi öz güçlerimizle mücadele etmeyi öğrendik. Kobane, herkes için mücadele etme temelinde öz savunma fikrinin sembolü oldu.


İki ayı aşkın bir süredir Kobane'de devam eden mücadele içerisinde YPJ'ye bağlı kadınlar önemli bir rol üstlendi, bu konuda neler söylemek istersiniz? 

Bana göre 21. yüzyılın devriminin nasıl birşey olacağı konusunda önemli bir örnektir bu. Zihinlerde bir devrim gerçekleştirdik, Kobane, kadınları köle olarak satanlara karşı bir mücadeleye de sahne oldu aynı zamanda. YPJ'li gönüllüsü kadınlar yalnızca cesaret göstermediler, yeni bir fikir ve gücü de açığa çıkardılar. 


25 Kasım 2014 Salı

Michael Löwy'le eko-sosyalizm üzerine derinlemesine bir röportaj

Şilili gazeteci Marco Alvarez, yazar Miachael Löwy'le eko-sosyalizm, anti- kapitaist sosyal hareketler ve yeni enternasyonalizm üzerine bir röportaj gerçekleştirmiş.Zihin açıcı röportajda Löwy, son 25 yıla damgasını vuran neo- liberalizm karşıtı hareketlerin hakkını teslim ettikten sonra eko-sosyalizm kavramının esinlendiği düşünceyi açıklıyor. Löwy'e göre Marx, yalnızca Kapitalist üretim biçimini değil, üretim kavramına dair de radikal bir eleştiri sundu. Doğanın tehrip edilmediği, çalışmanın dışında, aşka, oyuna daha fazla zaman yaratmanın bir aracı olarak çalışma fikri aynı zamanda üretiminde yeniden organize edilmesini gerektirir. Eko-sosyalizm, ihtiyaca göre, dayanışmacı, demokratik ve doğayı tahrip etmeyen bir modeli içerir ve bugünden itibaren yapılabilir 'Paranın krallığını' ortadan kaldırmayı hedefleyen bir dünya arzusuyla Löwy'le yapılan röportajı aktarıyorum.


Marco Álvarez : Michael,Latin Amerika'da Marksizm (Alan Yayınları) kitabında, bölgedeki devrimci mücadeleleri üç periyoda ayırmıştın. 1920'ler, 1930'lu yılların ortasından Mariategui'den (Jose Carlos)  esinle El Salvador'daki ayaklanma, ardından gelişen Stalinist dönem, Sovyet hegemonyası, Küba devriminden sonraki devrimci dönem... Benzer klasifikasyona bağlı kalırsak, son yirmi beş yılın karakteristik özellikleri nelerdir? 

Michael Löwy. Güzel soru... Küba devriminden bugüne kadar gelinen süreci değerlendirmek zor, bir yandan 1990'larda Sandinistaların yenilgisi, El Salvador'da barışın imzalanması var ve buradan bakınca gelecek hakkında öngörü yapmak da zor. Başka bir pencereden bakarsak, 1959'daki devrimci dönem kapanmış olsa da son yirmi beş yılı, neo-lberalizm karşıtı mücadele olarak değerlendirebiliriz, zira neo-liberal ekonomiden çıkış arayan ülkelerin varlığına tanık olduk. İyi niyetli bir tezle 21.yüzyılın sosyalzminden bahsedebiliriz ve sosyal hareketliliklere bakarsanız ufukta umutlu bir geleceği görebiliriz. Bana göre son yirmi beş yılın bölgede öne çıkan karakteristik özellikleri;  1- Klasik sol hareketlerin sınırlarına varması ve Marksist referanslardan büyük savrulma 2- Solun seçim zaferleri -ki burada da sosyal- liberal Brezilya, Şili, Uruguay'daki hükümetlerle Venezuela, Bolivya ve Ekvador'daki anti- emperyalist hükümetler arasındaki farkı da görmek gerekir- 

Şili'de 2011'den bu yana sosyal sınıflar arasında büyük bir keskinleşme yaşanıyor. Öğrenciler, yerliler hareket içerisinde sizce bu tip hareketlerin anti- kapitalist mücadele içindek değeri nedir? 


Şili'deki öğrenci hareketleri ve Mapuche'lerin eylemleri Latin Amerika'da son yılların en önemli hareketleri. Sanırım anti- kapitalist mücadele içerisinde yer alanlar, bu hareketlerin neo-liberal sistemle ilintisini anlayıp destek olmak zorundalar.

Marksizm tarihi içerisinde Walter Benjamin ve Rosa Luxembourg'un yetkin örnekler verdiğini ileri sürüyorsunuz. Şu andan bakıldığında hangisi güncel duruma uygun referanslar içeriyor? 

 İkisi de sınıf mücadelesi düşüncesi temelinde ortaklık taşıyor. Rosa Luxemburg, pratik felsefe konusunda daha radikal; kollektif mücadeleye yatkın, sınıf ücadelesinin baskılardan uzakta geliştirilmesi fikrine bağlı, bu anlamda gerçek demokratik ilişkilerin, sosyal devrim konusunda kararların alınış biçimi itibariyle hala önemli bir referans noktası. Walter Benjamin, tarihin yeniden anlaşılması 'yolundan sapmış fikri' düzeltme noktasından bakıyor. Onun bakışı burjuva fikrinin reddidir ve bu anlamda solla iyi bir ortak paylaşımı var. Tarihselgelişim içerisinde zihinleri körelten 'gelişmeci' eğilimin kırılması olarak görülmeli Benjamin'in düşünceleri.


Yakınlarda Daniel Bensaid'in Troçkizm üzerine yeni kitabı yayınlanacak. Siz de uzun zamandır Troçkist hareket içindeydiniz, Bensaid'in fikirlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Birçok fikrini paylaşıyorum, fakat bana öyle geliyor ki onun Lucien Goldmann'ın Marksist heterodoksi üzerine çalışmaları oldukça ilham verici, 'melankolik iddia' önemli bir kavramlaştırma. İddia, çünkü hiçkimse sosyalizmin kesin başarısını garanti edemez, devrimcilik geleceğe dair iddialı olmaktır, umut ederek, başarısızlığa kıyasla iddiayı hayatına uygulayarak varoluş şeklidir bu. 'Melankoli' kavramı (Bkz. İsyan ve Melankoli- Versus Yay.) ı) Rosa Luxemburg, Che Guevera, Troçki, Miguel Enriquez (Şili- MIR) hepsi devrimci, hepsi de öldürüldü.

Wallerstein: Dünyanın kurtuluşu için NATO'dan vazgeçmek gerekir

Tarihçi Immanuel Wallerstein, NATO'yu ortaya çıkaran koşulları özetle geçtikten sonra, yalnızca rakibini değil, 'kendi uydularını kontrol altında tutmaları için bir mekanizma' haline gelen kurumun 1991'de Yugoslavya'ya müdahaleyle nasıl değiştiğini belirtiyor. Peki, Afganistan, Irak ve son olarak Suriye'ye müdahale aracı haline gelen NATO'ya hala neden ihtiyaç duyuluyor? Yazara göre bu sorunun bir cevabı Ukrayna'da belirdiği gibi 'ABD'nin müttefiklerini de kontrol etmek için bu aygıta ihtiyaç duyması', bu anlamda yine yazara göre 'dünyanın kurtuluşu için NATO'dan vazgeçmek gerekir.' sendika. org'un çevirisyle Wallerstein'in makalesini paylaşıyorum. 

dır1991’den sonra NATO kendine dünyadaki sorunlara siyasi çözüm olarak uygulayan bir dünya polisi rolü verdi. Birinci büyük çaba ABD hükümetinin de Kosova devletinin kurulması ve Sırbistan rejiminin değişimi yönünde ağırlık koyduğu Kosova/Sırbistan çatışmasında ortaya çıktı. NATO’dan vazgeçmek aklıselim ve dünyanın kurtuluşu yolunda bir ilk adım olacaktır.


Resmi anlatı, 1945 (veya 1946) ve 1989 (veya 1991) yılları arasında ABD ve Sovyetler Birliği'nin (SSCB) devamlı olarak siyasi, askeri ve hepsinden önemlisi ideolojik olarak karşı karşıya olduğu sırada oluştu. Bu sürece “soğuk savaş” adı verildi. Eğer bu bir savaşsa “soğuk” kelimesine vurgu yapmak lazım çünkü süreç boyunca her iki güç birbirilerine karşı herhangi bir askeri harekat düzenlemedi. Fakat soğuk savaşa birtakım kurumsal tepkiler de oluştu, bu tepkilerin hepsi SSCB’den değil birinci adımı atan ABD tarafından geldi. 1949’da, Almanya’yı işgal eden üç batı ülkesi Almanya Federal Cumhuriyetini (FRG) oluşturabilmek amacıyla bölgelerini bir araya getirdi.  Sovyetler Birliği buna kendi bölgelerini Almanya Demokratik Cumhuriyeti (GDR) olarak yeniden düzenleyerek cevap verdi.

1949’da on iki ülke tarafından NATO kuruldu. 5 Mayıs 1955’te üç batılı güç Federal Almanya’nın bağımsız bir devlet olduğunu kabul ederek işgallerine resmi olarak son verdi. Dört gün sonra Federal Almanya’nın NATO üyeliği kabul edildi. Buna cevap olarak SSCB Varşova Paktı’nı kurdu ve Demokratik Almanya Cumhuriyeti’ni üye yaptı. NATO’yu oluşturan antlaşmanın sadece Avrupa içinde uygulanacağı tahmin ediliyordu. Bunun bir nedeni batı Avrupa ülkelerinden bazılarının halen Avrupa dışında sömürgelerinin bulunması ve bu sömürgelere ilişkin alınan siyasi kararlara herhangi bir birimin müdahale etme yetkisi elde etmesini engellemek istemesiydi. İki taraf arasındaki gergin karşı karşıya gelişlerin yaşandığı Berlin kuşatması, Küba füze krizi gibi momentlerin hepsi, önceki duruma geri dönülmesiyle sonuçlandı. Paktlar dahilinde en önemli askeri müdahaleler çağrıları SSCB’nin kendi bölgesinde tehlikeli saydığı gelişmelere karşı 1956’da Macaristan, 1968’de Çekoslovakya, 1981’de Polonya müdahaleleri için yaptığı çağrılardı. ABD de siyasi olarak aynı koşullar içinde örneğin İtalya’da İtalyan Komünist Partisinin iktidara gelme olasılığı karşısında müdahalede bulundu.

Bu kısa özet soğuk savaşın esas amaçlarına işaret etmektedir. Soğuk savaş (çok uzak gelecekteki bazı anlar hariç) diğer tarafın siyasi gerçekliklerini dönüştürmek anlamına gelmiyordu. Soğuk savaş her iki taraf için dünyayı iki küreye bölerek (üçte biri SSCB’ye ve üçte ikisi ABD’ye olmak üzere) uzun vadeli olarak paylaşmalarına dayalı fiili bir anlaşmayı devam ettirirken kendi uydularını kontrol altında tutmaları için bir mekanizmadır. Her iki taraf için de öncelik birbirilerine karşı askeri güç (özellikle nükleer silahlar) kullanmamalarını garanti altına almaktır. Bu “karşılıklı kesin yıkım”a karşı bir garanti olarak bilinmekte.

18 Kasım 2014 Salı

İcat edilmiş bir cinayet şebekesi olarak Meksika devleti

Meksika’da devlet uyuşturucu kaçakçılarının ve siyasetçilerin toplumu kontrol etmek için birleştiği bir cinayet kurumuna dönüştüğünü belirten yazar Raul Zibechi, Meksika devriminin yeniden inşaa edilmesi gerektiğini vurguluyor. Bülent Kale'nin tlaxacala için çevirdiği makaleyi paylaşıyorum. 
“Canlı götürdüler, canlı istiyoruz” diye haykırıyor María Ester Contreras, zorla kaybedilmelere konusundaki çalışmaları nedeniyle Fundem (Fuerzas Unidas por Nuestros Desaparecidos en México - Meksika’da Kaybedilen Yakınlarımız için Birleşik Güçler) kolektifine verilen Tata Vasco ödülünü onlar adına almaya çıktığı Pueblo Ibero Amerikan Üniversitesi’ndeki sahnede ve onunla birlikte havaya kalkan yirmi yumruk daha haykırıyor aynı sloganı. Sahne tüyler ürperticiydi, çünkü aileler, neredeyse tüm kayıp anneleri ve kız kardeşleri XI. İnsan Hakları Forumu’nda her söz alışlarında gözyaşlarına ve hıçkırıklara boğuluyor ve bir türlü engel olamıyorlardı buna.
Arjantin ve Uruguay’dan bildiğimiz zorla kaybetmelerle hiçbir akrabalığı yok bu ülkede yaşananların. Meksika’da militanlara saldırmak, onlara işkence etmek ve onları ortadan kaldırmakla hiçbir ilgisi yok olanların, çok daha karmaşık ve korkunç bir şey söz konusu burada. Bir anne oğlunun nasıl kaybedildiğini anlatıyor, IBM için çalışan bir bilgisayar mühendisi olan oğlu narko tarafından kendileri için bir internet ağı kurmaya zorlanmak için kaçırılmış. “Bir başkasının başına da gelebilir” diye uyarıyor, tüm toplumun menzilde olduğunu bu yüzden de kimsenin bu meseleye uzak durmaması gerektiğini söylüyor.
Fundem kolektifi 2009 yılında Coahuila eyaletinde kuruldu ve zorla kaybedilen 423 yakınını arayan 120 aileyi bir araya getirmeyi başardı, kolektif aynı zamanda Meksika sınırları içinde kaybedilen 300 Orta Amerikalı göçmeni arayan Hakikat ve Adalet Ağı’yla da işbirliği yapıyor. Meksika’nın eski Devlet Başkanı Felipe Calderón kaybedilen insanların trajedisini önemsiz göstermeye çalışarak “tali sivil kayıplar” diye adlandırmıştı onları. “Onlar hiçbir zaman kaybedilmemesi gereken varlıklar” diye yanıtlıyor bugün Contreras.

Fundem’in Mayıs ayında gerçekleştirilen Üçüncü Onur Yürüyüşü münasebetiyle yayınladığı bir bildiri, Calderón’un “uyuşturucu trafiğine” savaş ilan ettiği 2006 yılından bu yana “Başbakanlık tarafından yayınlanan verilere göre Şubat 2013’e kadar 26.121 kişinin kaybedildiği”ni söylüyor. Birleşmiş Milletler’in yargısız infazlar konusunda çalışan uzman raportörü Christof Heyns ise Mayıs 2013’te Meksika hükümetinin Calderón’un 6 yıllık başkanlığı döneminde toplam 102.696 kişinin (ayda ortalama1.426 maktul) öldürüldüğünü kabul ettiğini açıkladı. Geçtiğimiz Mart ayında ise Haftalık gazete Zeta şu anda iktidarda olan Peña Nieto hükümetinin 14 aylık dönemi içinde toplam 23.640 (ayda 1.688) kişinin öldürüldüğünü hesaplıyordu.
Al Jazeera haber kanalı İŞİD'ın  eliyle gerçekleşen ölümleri Meksika uyuşturucu kartelinin katliamlarıyla karşılaştırdığı bir haber analiz yayınladı. Irak’ta 2014 yılında IŞİD,  9 bin sivilin canına kıymıştı, aynı dönemde Meksika kartellerinin kurbanlarının sayısı 16 binden fazlaydı (Russia Today, 21 Ekim 2014). Karteller her yıl yüzlerce toplu infaz gerçekleştiriyorlar. Artık kurbanların bedenlerini parçalayıp birbirinden ayırmaya da başladılar; daha sonra halka dehşet salmak amacıyla sergilemek için. “Yine aynı amaçla, karteller çocuklara ve kadınlara da saldırıyorlar ve tıpkı İD’nin yaptığı gibi işledikleri cinayetlerim görüntülerini sosyal ağlarda yayınlıyorlar.”