Recommended Post Slide Out For Blogger

8 Aralık 2014 Pazartesi

Kapitalist dünyada yeni br hayalet dolaşıyor... Prekaryanın hayaleti


Şunu söylemek belki abartı olur; Kapitalist dünyada yeni bir hayalet dolaşıyor, prekaryanın hayaleti... Kentlerde geliri nispeten düşük, geçici işlerde çalışan modern yoksullara prekarya deniyor. Özetle sistemin kustuğu, modern hayatın 'nimet'lerinden faydalanamayan yeni yoksullar bunlar. Yazar Ahmet Tonak, sendika org için, prekaryayı, onların kapitalist sistemle ilgisini ve kurtuluşlarına dair reçete üzerine zihin açıcı bir makale kaleme almış paylaşıyorum.

Prekarya üzerine hatırı sayılır miktarda literatür birikti. (Bkz, Guy Standing) Bu literatürün de önde gelen isimleri var. Tanımların örtüşen yanları olmasına rağmen kimin tanımını seçtiğinize bağlı olarak prekarya denilen kesimin de (sosyal tabaka/sınıf?) farklı özellikleri öne çıkarılıyor. Biraz şaşırtıcı geleceğini bilerek, Loic Wacquant veya Guy Standing gibi bu literatürün yıldızları dururken, kendimi Samir Amin’in tanımına yakın hissettiğimi söyleyeyim. Amin’e göre prekarya, kent emekçilerinin geliri nispeten düşük, geçici işlerde çalışan, ayrımcılığa daha açık kesimidir. Güvencesiz istihdam vurgusu başta olmak üzere Amin’in tanımının da diğer tanımlarla örtüşen yanları var. Bu tanım, hem küresel sermaye birikiminin mantığını hem de son 50-60 yılın kent-kır ilişkisini merkezine aldığı için bana daha açıklayıcı geliyor. Amin, prekaryayı, tarihselliği içinde ve Marx’ın kapitalist birikimin mutlak, genel yasası ile öngördüğü bir olgu olarak ele alıyor.

O zaman, ilkin kapitalist birikimin mutlak, genel yasası’nı hatırlayalım:
Toplumsal zenginlik, faaliyet halinde bulunan sermaye, bunun bü­yümesinin hacmi ve gücü ve dolayısıyla da proletaryanın mutlak bü­yüklüğü ve emeğinin üretici gücü ne kadar büyük olursa, yedek sanayi ordusu da o kadar büyük olur. Kullanıma hazır emek gücünün büyük­lüğünü artıran nedenler, sermayenin genişleme gücünü artıran nedenlerle aynıdır. Yani, yedek sanayi ordusunun göreli büyüklüğü, zenginlik potansiyeli ile birlikte artar. Ama, bu yedek ordunun faal orduya oranı ne kadar büyükse, sefaletleri çalışma sırasında katlandıkları işkenceyle ters orantılı olarak artan artık nüfus o kadar yığınsal şekilde yerleşiklik kazanır. Son olarak, işçi nüfusunun düşkünler tabakası ve yedek sanayi ordusu ne kadar büyükse, resmî yoksulluk da o kadar büyük olur. Bu, kapitalist birikimin mutlak, genel yasasıdır. Diğer bütün yasalar gibi bu yasa da, gerçekleşmesi sırasında, burada inceleyemeyeceğimiz çok sayı­da durum tarafından değişikliğe uğratılır.” (Marx. 2011: 622)
Marx’ın bu muazzam öngörüsünün bazı yanlarını vurgulamakta yarar var:
  • Yedek sanayi ordusu ifadesindeki “sanayi” sözcüğü Marx’ın yaşadığı dönemde gelişmemiş olan “hizmetler” sektörünü de kapsayan yani, ücretli emekçilerin tamamını içeren bir kavramdır. Dolayısıyla, günümüzdeki kullanımı yedek emekçiler (veya işçiler) ordusu olmalıdır.
  • Yedek emekçiler ordusu’nun büyüklüğü, şu ya da bu dönemin politikaları (Keynesçi veya neoliberal) tarafından değil, kapitalizmi genişleten/yaygınlaştıran faktörler tarafından belirlenir.
  • Yedek emekçiler ordusu’nun göreli büyüklüğü hem sefaleti hem de bu kesimin yerleşikliğini besler. Bu durum da resmi yoksulluğu arttırır.

ABD'nin IŞİD hakkında bilmenizi istemediği 26 şey


isid-konvoy


Kanadalı ekonomist, yazar Michel Chossudovsky, ABD'nin IŞİD hakkındaki bilinmesini istemediğ 26 yalanı ele almış, kaldı ki, cihatçı teröristleri desteklerken, onlara karşı olduğunu söylemek yalanların en büyüğü ve en bilineni. Global Research'ta yayınlanan ve Özgür Üniversite için Esra Tanrıbilir'in çevirdiği makaleyi kayıtlara geçmesi için paylaşıyorum. 



ABD’nin IŞİD'a (Irak- Şam İslam Devleti) savaş açtığı büyük bir yalandır. “Müslüman teröristler”in peşinden gitmek, “Amerikan anayurdunu korumak” için dünya çapında önleyici bir savaşı sürdürmek askeri gündemi haklı çıkarmak içindir. IŞİD)Amerika Birleşik Devletleri’nin istihbaratının eseridir.
Washington’un “terörizmle mücadele gündemi” Irak ve Suriye’de teröristleri desteklemekten oluşmaktadır.
IŞİD tugaylarının 2014’te başlayan Irak saldırısı dikkatlice planlanmış ABD, NATO ve İsrail tarafından gizlice desteklenen askeri istihbarat operasyonunun bir parçasıydı. Terörle mücadele yönetimi bir kurgudur. Amerika terörizmin bir numaralı destekçisidir.
İslam Devleti, ABD ve müttefikleri tarafından korunmaktadır. Eğer İslam Devleti tugaylarını ortadan kaldırmak isteselerdi, Haziran ayında Suriye’den Irak’a geçerlerken Toyota kamyonetlerini kolaylıkla bombalayabilirlerdi (carpet bombing).

Suriye Arap Çölü açık bir bölgedir. (Aşağıdaki haritaya bakınız)  Sanatsal bir ifadeyle jet avcı uçaklarının (F15, F22 Raptor, CF-18) -askeri bir bakış açısıyla- hızlı ve yerinde cerrahi bir müdahalesi olurdu.
irak-harita
Bu makalede, büyük yalanı çürütmek için 26 fikri ele aldık. Medya tarafından insani bir girişim olarak ele alınan Suriye ve Irak’a karşı yapılan bu büyük çaplı askeri operasyon sayısız sivil ölümlerine neden olmuştur. Batı medyasının Obama’nın girişimini terörle mücadele operasyonu diye onaylayan kararlı desteği olmasa bu yapılamazdı.

1. ABD neredeyse yarım yüzyıldan, Sovyet-Afgan savaşının ilk dönemlerinden itibaren El Kaide’yi ve ona bağlı kuruluşları destekledi.

2. CIA’in Pakistan’da kurduğu eğitim kampları. 1982 ve 1992 arasındaki on yıllık dönemde CIA’in Afgan cihadında savaşmak için 43 Müslüman ülkeden topladığı 35.000 civarı cihatçı. “CIA fonları tarafından karşılanan ve cihada katılacaklara teşvik öneren ve motivasyon sağlayan ilanlar dünya çapındaki gazetelerde ve haber metinlerinde yer aldı.”
3. Reagan Yönetimi’nden beri, Washington İslami terör ağını desteklemektedir.
Ronald Reagan teröristleri “özgürlük savaşçıları” olarak adlandırmıştı. ABD İslami tugaylara silah sağlamıştır.  Hepsi “iyi bir neden” içindi: Sovyetler Birliği ile savaşmak ve rejim değişikliği, Afganistan’da laik hükümetin ölümüne neden oldu.


4. Nebraska Üniversitesi tarafından cihatçı ders kitapları basıldı.Amerika Birleşik Devletleri, Afgan okul çocuklarına şiddet resimleri ve militan İslami öğretilerle dolu kitaplar tedarik etmek için milyonlarca dolar harcadı.

5. Amerika’nın öcüsü ve El Kaide’nin kurucusu Usame Bin Ladin, 1979 yılında ABD sponsorluğunda Afganistan’a karşı yürütülen cihatçı savaşın daha başında CIA tarafından işe alındı. 22 yaşındaydı ve CIA’in himayesindeki gerilla eğitim kampında eğitim görmüştü. El Kaide 11 Eylül Saldırılarının arkasındaki güç değildi. 11 Eylül 2001, Afganistan’ın El Kaide’nin destekleyicisi ve terörün sponsoru olduğu bahane gösterilerek Afganistan’a karşı açılan savaşa gerekçe sağladı. 11 Eylül Saldırıları “Terörizme Karşı Küresel Savaş”ın formülleştirilmesinde etkili olmuştur.

6. İslam Devleti (IŞİD) aslında ABD istihbaratının, Britanya’nın M16’sı, İsrail’in Mossad’ı, Pakistanı’ın İç Hizmetler İstihbaratı (ISI) ve Suudi Arabistan’ın Genel İstihbarat Başkanlığı (GIP) desteği ile yarattığı El Kaide’ye bağlı bir kuruluştu.

7. IŞİD tugayları, Suriye’de ABD-NATO destekli Başer Esad hükümetini devirmek için yapılan isyana dahil oldular.

8. NATO ve Türkiye Genel Kurmay Başkanlığı Mart 2011’de, Suriye ayaklanmalarının başından itibaren IŞİD ve El Nusra’daki savaşçıların silahaltına alınmasından sorumludur. İsrail İstihbarat kaynaklarına göre, Bu girişim şöyleydi: “Ortadoğu’dan ve Müslüman dünyadan binlerce gönüllünün Suriye isyancılarının yanında savaşmak için askere alınması kampanyası. Türk ordusu, bu gönüllülere ev sahipliği yapmayı, eğitmeyi ve Suriye’ye geçişlerini güvence altına almak istiyordu. (DEBKAfile, NATO isyancılara tanksavar veriyor. 14 Ağustos 2011)

9. IŞİD saflarında Batılı Özel Kuvvetler ve Batılı istihbaratların casusları vardır. İngiliz Özel Kuvvetleri ve MI6 Suriye’de mücahit savaşçılara verilen eğitimlerde yer aldılar.

10. Pentagon ile sözleşmeli çalışan batılı askeri uzmanlar teröristleri kimyasal silah kullanımı konusunda eğittiler.
“Amerika Birleşik Devletleri ve bazı Avrupalı müttefikleri Suriyeli isyancıları, Suriye’deki kimyasal silah stoklarını nasıl güvence altına alacakları konusunda eğitmek için silah yüklenicilerini kullanıyor,” ABD’li üst düzey bir yetkili ve çok sayıda üst düzey diplomat CNN Sunday’e anlattı. (CNN Report, 9 Aralık 2012)

3 Aralık 2014 Çarşamba

Löwy; geçmişe dönemeyiz ama Kapitalizme katlanmamak için geçmişin içinden bir gelecek yaratabiliriz



Yazar Michael Löwy, uzun bir zamandır romantizm üzerine de çalışmış bir şahsiyet ve Türkçe'de de yayınlanan Romantik İsyan ve Melankoli bu durumu somut bir örneği. Kapitalizmin yalnızca kendisinden önceki üretim süreçleri dahi olmak üzere bütün insani ilişkileri yıkıma uğrattığı gerçeğini bilerek, kapitalizme karşı insani olana yakınlaşmanın romantik olmayı da beraberinde getireceği fikriyle Löwy'le yapılan röportajı paylaşıyorum. 

 Günümüzde marksist ideolojnin önemli düşünürlerinden birisi de Michael Löwy.1970'de yazdığı Genç Marks'ta Devrimci Teori kitabından, son kitabı Max Weber ve Marksist Weberyan Düşünce kitabına kadar birçok farklı temaları el aldı, kimi zaman romantik, kimi zaman Marksist sosyolog kimi zaman da eko-sosylaist olarak anıldı. Brezilya asıllı düşünürle bahsettiğimiz bu temalar üzerinden Marxismo Critico için bir röportaj gerçekleştirdik.

Yıllar önce yazdığınız Romantizm ve Melankoli ( Türkçe'de Romantik İsyan ve Melankoli) kitabıyla sohbete başlamak isteriz. Robert Sayre'nin 20 yıl önce yazdığı gibi sizin için de romantizm modernlik karşıtı bir durumu içeriyor. Marx, burada ayrıksı bir şekilde duruyor, sizce Marx romantik miydi?

Basit ve doğrudan cevaplamak gerekirse hayır, Marx romantik değildi. Marx'ın romantizme yönelmesini Kapital'in ilk yazımını gerçekleştirdiği ve tamamlayamadığı 1857- 58 el yazmalarında iyi bir şekilde görebiliyoruz. Marx, orada sosyal hayatın devralınan mirasla dolu olduğunu ve geçmişe dönme isteğinin absürtlüğüne vurgu yapar. Tamam geçmişe dönemeyiz fakat burjuva ideolojisinin boş, katlanılamaz vaatleri karşısında nasıl bir pozisyonda olacağız?

Her halükarda romantizm eleştirisi, burjuva sivil toplumunun geçmişinin eleştirisiyle yakından ilgili, burjuvaların ise buna cevabı yoktur aslında, öte yandan bu eleştiri burjuva toplumunun gölgesinden kurtuluncaya kadar devam ettirilebilir ve benim asıl söylemek istediğim de bu. Marx, burjuva romantik eleştirisiyle arasındaki mesafeyi korudu ve eleştirinin geriye dönme fantazisinden başka birşey olmadığını söyledi, bu anlamda Marx romantik değildir. Onun eserlerinin gelişimini izleyen birisi Hegelci diyalektik yaklaşımdaki romantik opsiyonu ihmal etmediğini de fark edecektir, ama burada eleştiriyi uç sınırlara kadar götürüp diyalektik Marksist yaklaşımı öne çıkartmaya başladığını da göreceklerdir. Özetle Marx, romantik değil ama burjuva toplumunun romantik eleştirisini de yakından biliyordu., doalyısıyla Marx'ta kapitalizmin romantik eleştirisi daha fazla gelişim, ona tepki olarak gelişen hareketin içerisinde anlaşılması gereken bir durumu izah ediyor. Burada herşeyin tepki olmadığını romantik sol, sosyalistler ve anarşistlerin de bu tepkiselliğin içerisinde yer aldığını unutmamak gerekir. Romantik sol geriye dönmek istemez, geçmişin gelecek içerisinde değişmesini arzu eder fakat Marx, burada da eleştirisini sunarken gelecekten çok geçmişi referans alarak argümanlarını kurduğunu görüyoruz. Tam bu nokta Ekonomi- politikayı anlamak için iyi bir nokta. 



Marx'a göre farklı referans noktalarını öne çıkaran Sismondi üzerine Komünist Manifesto'da bir bölüm vardır, orada Sismondi'nin pozisyonu küçük burjuvazinin reaksiyonu olarak ele alınır , fakat Sismondi, kaptalizmin krzini, köylülerin yoksullaşmasını iş kavramının yıkıcılığını ilk ele alan kişi olduğunu söyleyen insan olarak da hakkı teslim edilir. Sismondi, çoğu zaman Marx'a yakın görüşler belirterek, küçük burjuvazinin geçmişi yeniden yaratma isteği noktasında bir kapitalizm eleştirisi sunar. Benzer değerdeki eleştiriyi Balzac'da da görürüz; o monarşinin restorasyonundan yana tepkisel bir yazardır ama burjuva toplumuna dair analizleri Marx ve Engels'inki kadar değerlidir, kaldı ki her ikisi de burjuva toplumuna dair eleştirilerin çoğunu Balzac'dan öğrendiklerini söylerler ve bu anlamda Marx-Engels ve Balzac aynı noktadadırlar.

Öncelikli durumu aklımızda tutalım: Marksizmin, romantizmle ve romantizmin  eleştirisindeki araçları İngiliz ekonomi politiği, Fransız sosyalizmi ve de Hegelci diyalektiktir. Bunlar kolaylıkla seçilebilecek araçlardır ama buna bir dördüncüsünü de ekleyebiliriz; Marx ve Engels'in diğer eserlerinden farklı olarak romantizme, romantik aşkın geri alınması, geçmişin değiştirilmesine dair argümanlar Felsefenin Sefaleti'nde yer bulur, dostluk, arkadaşlık gibi kavramlar ticari kapitalizm şartlarında anlam kaymasına uğradığı tespit edilir.

Petras; ABD, petrol fiyatlarını düşürerek ekonomik yıkım yaratmayı amaçlıyor



Şilili gazeteci Efrain Chury Iribarne Radio Centenario için yazar James Petras'la yaptığı haftalık 'olağan' görüşmesinin temaları; Türkiye'nin IŞİD'a verdiği destek, petrol fiyatlarındaki düşüş ve Kolombiya'da FARC'ın serbest bıraktığı rehineler. Petrol fiyatlarındaki düşüşü, (Bkz. Petrol fiyatlarındaki düşüşe dair Mahfi Eğilmezi'in analizi.) ABD'nin  başta Venezuela, Rusya ve Çin olmak üzere gelişmekte olan ülke ekonomilerini zarara uğratma hamlesi olarak değerlendiren Petras'ın bu konuyla bağlantılı olarak devletlerin uluslararası bankalara olan borçlarına da dikkat çekiyor olması önemli.


Efrain Chury Iribarne:  ABD'de olan James Petras'ı selamlayarak haftalık sohbetimize başlıyoruz.  Nasılsınız, şu an Uruguay'daki seçimler de bitti. 

James Petras: Teşekkürler iyiym, bana göre herşey aynı, dahası seçimlerle birlikte kötüye gidiş olacak. Wall Street, Finnacial Times gibi muhafazakar basın Tabare Vazguez'in Uruguay'daki seçimleri kazanmış olmasına dair eleştiriye yer vermediler ve köşe yazarlarına göre 'sorumluluk sahibi sol' seçimi kazandı.
Pekala, üzerine çalıştığınız konularla sohbetimize başlayalım. 
Almanya'da yayınlanan ve Türk hükümetinin IŞİD teröristleriyle işbirliğine dair videoları seyrettim. Videoda yüzlerce mühimmat yüklü kamyonun sınırdan geçirildiği gösteriliyordu. Açık olan şu ki; Türkiye, bir yandan teröristleri eleştirirken diğer yandan silah desteği de vererek ikili bir oyun oynuyor. Burada Türkiye'nin NATO üyesi olduğunu, onların ikili oyununa sadık kalması gerektiğini diğer yandan da teröristlerin konumunu korumak için destek verdiğini düşünmek gerekir. Sonuçta batı dünyası bir yandan IŞİD'la mücadeleye girişirken oyun içerisinde olduğunu ve sonuçta olası yıkımın mağdurlarının Suriye halkı olacağını not etmek gerekiyor.

İkinci ilgi alanım, FARC'ın General Alzate ve yanındakileri serbest bırakmasına dair haberler oldu. (FARC 16 kasım tarihinde general ve yanındaki 5 kişiyi ülkenin kuzeydoğusunda rehin almıştı.) Bence burada çift tarflı ateşkes anlaşması ve hala cezaevinde bulunan on bin politik tutuklu konusunda Santos hükümetinin aktif tutum alamaması etkili oldu. Buradaki temel soru, neden FARC'ın ateşkes ve de özellikle tutsaklara sağlık yardımı yapılması konusundaki ısrarlarına hükümetin cevap vermediğidir. General Alzate, savaş yanlısı ve şimdi serbest bırakıldı bu da savaşın devamını isteyenlere karşıt gerillanın yetersiz kaldığının işaretidir.


İlgilendiğim üçüncü konu petrol fiyatlarındaki düşüş. ABD ve Suudi Arabistan petrol fiyatlarını aşağıya çekerek Venezuela, İran ve Rusya gibi üç büyük petrol üreticisi ülkeye zarar vermek istiyor. Fyatlarda yüzde 40'a varan düşüş, korkunç sonuçlar doğurabilir, bahsettiğim ülkeler içerisinde Venezuela dengeyi kurmak için farklı arayışlara girmeye çalışıyor, diğer yandan ülkede devlet bonolarında yüzde 18 dolayında artışı da harcamaların artışını etkileyecektir. Devlet bonoları karşısında ülkelerin durumununa dair kritik gelişme Brezilya'da da yaşanıyor, 14 milyon dolarlık devlet tahvilinin sahibi Londra ve New York'taki bankalar. Yine Uruguay, devlet tahvillerine sahip bankerler karşısında hükümet denge arayışı içerisinde ama seçim kampanyalarında bu konunun hiç bahsi geçmedi.

ABD'nin bu olası yıkımdan medet umduğunu mu düşünüyorsunuz? 


Evet, ABD'nin elindeki enstürmanlar Venezuela, İran ve Rusya gibi ekonomileri yıkıma uğratma konusunda yeterli düzeyde. ABD ve Suudi Arabistan, aynı oyunun içinde Suudi Arabistan'ın asıl derdi ise İran. Petrol fiyatlarındaki bu oyun gelişmekte olan ülkelere de zarar verecektir.

2 Aralık 2014 Salı

Meryem Kobane; Zihinlerde bir devrim gerçekleştirdik

İspanyol gazeteciler Jose Miguel Arrugaeta ve Orsolo Casagrande, YPG (Halk Savunma Güçleri)- YPJ (Kadın Savunma Güçleri) komutanlarından Meryem Kobane'yle görüşmüş, röportajı paylaşıyorum.

IŞİD'in Kobane'de inisiyatifi kaybettiği söyleniyor bu doğru mu? 

Sanırım IŞİD'in asıl niyeti olan Kobane ve çevresini işgal etme planı gerçekleşmedi, YPG- YPJ savaşçılarının cesaret dolu mücadelesiyle cihatçılar kentten adım adım geri çekilmek zorunda kaldı. Onların temel stratejisi, YPG'yi elimine ederek, kent merkezine girmekti bunu başaramadılar.

IŞİD'in saldırılarına karşı nasıl bir direniş örgütlendi? 

Cihatçılar kent merkezine yönelmeye başlayınca kuvvetlerimiz sokak sokak savaşmaya başladı, ilk saldırılar bertaraf edildikten sonra dağılmaya başladılar ve o anda geriye yalnızca propogandif faaliyetleri kaldı. Yenilgiyi hiçbir zaman kabul etmedik, sokak sokak, ev ev birbirine güvenen insanlar muazzam bir savunma örneği gösterdi.

Irak Kürdistan'ından Peşmergelerin gelişi Kürtler arasında birliğin bir işareti mi, bu işbirliği daha ilerilere taşınacak mı?

Milislerimizle, Peşmergelerin işbirliğine karşı değiliz, uzun zamandı Kürt halkının ortak savunma gücünü oluşturması konusunda çalışıyorduk zaten, bizim için yalnız Peşmergelerle değil bölgedeki diğer Kürt güçleryle de işbirliği önemli. 

IŞİD'la, Türk hükümetinin işbirliği hakkında ne düşünüyorsunuz? 


Türk devletinin İŞİD'e verdiği destek önceki dönemlerde olduğu gibi devam ediyor,  Tel Abyad ve Jarablus'da cihatçıların çeşitli taktiklerle yardım gördüğüne gelip buradan da tanık olabilirsiniz. Türk hükümetinin tarzı hiç değişmedi, IŞİD militanlarının sınırdan geçişinde sorun çıkarmadılar.


ABD, IŞİD'a karşı uzun sürecek bir savaştan bahsediyor ama Kobane'de IŞİD'in pozisyonunu ayrı bir yere koyuyorlarmış gibi, size göre ABD'nin bu niyeti Ortadoğu'nun işgalinin bir parçası olarak değerlendirilenebilir mi? 

Ortadoğu'da yaşayan halkların farklılıkları görülüp, ihtiyaçlarına cevap verilse uluslararası güçlerin bir işgale gereksinimi kalmaz. Bölgede yaşayan halklar kendilerini yönetme kapasitesine sahip ve biz insan hakları temelinde uluslararası işbirliğine açık olduğumuzu beyan ediyoruz. IŞİD yalnızca kadınlar içn değil bölgede farklı yaşama arzusunda olan herkes için bir tehlikedir, bu yüzden mücadelemize devam etmek zorundayız. 

Kobane'deki direniş ve çatışmalardan ne gibi dersler çıkarılmalı? 

 İlk dersi IŞİD aldı, bölgedeki diğer şehirleri kolaylıkla ele geçirmişken Kobane'de bunu başaramadılar. Jarablus ya da Rakka'da bir bombalı araç patlattıktan sonra bölgeyi işgal etmeyi başarmışlardı mesela, keza, Ayn Isse'yi de birkaç saat içinde Suriye ordusundan geri aldılar. İkinci dersi kendimize ve Ortadoğu'nun diğer halklarına çıkarıyoruz; kendi öz güçlerimizle mücadele etmeyi öğrendik. Kobane, herkes için mücadele etme temelinde öz savunma fikrinin sembolü oldu.


İki ayı aşkın bir süredir Kobane'de devam eden mücadele içerisinde YPJ'ye bağlı kadınlar önemli bir rol üstlendi, bu konuda neler söylemek istersiniz? 

Bana göre 21. yüzyılın devriminin nasıl birşey olacağı konusunda önemli bir örnektir bu. Zihinlerde bir devrim gerçekleştirdik, Kobane, kadınları köle olarak satanlara karşı bir mücadeleye de sahne oldu aynı zamanda. YPJ'li gönüllüsü kadınlar yalnızca cesaret göstermediler, yeni bir fikir ve gücü de açığa çıkardılar.