Şunu söylemek belki abartı olur; Kapitalist dünyada yeni bir hayalet dolaşıyor, prekaryanın hayaleti... Kentlerde geliri nispeten düşük, geçici işlerde çalışan modern yoksullara prekarya deniyor. Özetle sistemin kustuğu, modern hayatın 'nimet'lerinden faydalanamayan yeni yoksullar bunlar. Yazar Ahmet Tonak, sendika org için, prekaryayı, onların kapitalist sistemle ilgisini ve kurtuluşlarına dair reçete üzerine zihin açıcı bir makale kaleme almış paylaşıyorum.
Prekarya üzerine hatırı sayılır miktarda literatür birikti. (Bkz, Guy Standing) Bu literatürün de önde gelen isimleri var. Tanımların örtüşen yanları olmasına rağmen kimin tanımını seçtiğinize bağlı olarak prekarya denilen kesimin de (sosyal tabaka/sınıf?) farklı özellikleri öne çıkarılıyor. Biraz şaşırtıcı geleceğini bilerek, Loic Wacquant veya Guy Standing gibi bu literatürün yıldızları dururken, kendimi Samir Amin’in tanımına yakın hissettiğimi söyleyeyim. Amin’e göre prekarya, kent emekçilerinin geliri nispeten düşük, geçici işlerde çalışan, ayrımcılığa daha açık kesimidir. Güvencesiz istihdam vurgusu başta olmak üzere Amin’in tanımının da diğer tanımlarla örtüşen yanları var. Bu tanım, hem küresel sermaye birikiminin mantığını hem de son 50-60 yılın kent-kır ilişkisini merkezine aldığı için bana daha açıklayıcı geliyor. Amin, prekaryayı, tarihselliği içinde ve Marx’ın kapitalist birikimin mutlak, genel yasası ile öngördüğü bir olgu olarak ele alıyor.
O zaman, ilkin kapitalist birikimin mutlak, genel yasası’nı hatırlayalım:
“Toplumsal zenginlik, faaliyet halinde bulunan sermaye, bunun büyümesinin hacmi ve gücü ve dolayısıyla da proletaryanın mutlak büyüklüğü ve emeğinin üretici gücü ne kadar büyük olursa, yedek sanayi ordusu da o kadar büyük olur. Kullanıma hazır emek gücünün büyüklüğünü artıran nedenler, sermayenin genişleme gücünü artıran nedenlerle aynıdır. Yani, yedek sanayi ordusunun göreli büyüklüğü, zenginlik potansiyeli ile birlikte artar. Ama, bu yedek ordunun faal orduya oranı ne kadar büyükse, sefaletleri çalışma sırasında katlandıkları işkenceyle ters orantılı olarak artan artık nüfus o kadar yığınsal şekilde yerleşiklik kazanır. Son olarak, işçi nüfusunun düşkünler tabakası ve yedek sanayi ordusu ne kadar büyükse, resmî yoksulluk da o kadar büyük olur. Bu, kapitalist birikimin mutlak, genel yasasıdır. Diğer bütün yasalar gibi bu yasa da, gerçekleşmesi sırasında, burada inceleyemeyeceğimiz çok sayıda durum tarafından değişikliğe uğratılır.” (Marx. 2011: 622)
Marx’ın bu muazzam öngörüsünün bazı yanlarını vurgulamakta yarar var:
- Yedek sanayi ordusu ifadesindeki “sanayi” sözcüğü Marx’ın yaşadığı dönemde gelişmemiş olan “hizmetler” sektörünü de kapsayan yani, ücretli emekçilerin tamamını içeren bir kavramdır. Dolayısıyla, günümüzdeki kullanımı yedek emekçiler (veya işçiler) ordusu olmalıdır.
- Yedek emekçiler ordusu’nun büyüklüğü, şu ya da bu dönemin politikaları (Keynesçi veya neoliberal) tarafından değil, kapitalizmi genişleten/yaygınlaştıran faktörler tarafından belirlenir.
- Yedek emekçiler ordusu’nun göreli büyüklüğü hem sefaleti hem de bu kesimin yerleşikliğini besler. Bu durum da resmi yoksulluğu arttırır.





